Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk Kitabı

Masumiyet Muzesi

MasumiyetMuzesi

Sanırım bu kitabı en iyi anlatan birinci şey, Orhan Gencebay’ın şarkısı:

Bir Zamanlar Benim Sevgilimdin

Yanımdayken Bile Hasretimdin

Şimdi Başka Bir Aşk Buldun

Mutluluk Senin Olsun Dertler Benim

İkincisi ise kitaptan alıntı şu ifade:

Çetin efendi: “Çok sevdiğimiz bir varlığa, hiçbir karşılık beklemeden en değerli şeyimizi verirsek, işte dünya o zaman güzel olur.”

Obsesif aşık Kemal’in neredeyse 600 sayfalık aşk hikayesi.  Kemal’in aşkı kitabın 83 bölümünün her birine adanmış.

Kitabı sadece bir aşk hikayesi olarak okumak eksiklik olur. Bir dönemin yaşantısını ve düşünce biçimini, o dönemin “burjuvazi” ve “taşra” insanının karakterize edilmesini, bir erkeğin bir kadına ne derece aşık olabileceğini, Orhan Pamuk’un böyle bir müze açabilmek için dünyada ne kadar çok müze gezdiğine şahit oluyoruz.

Zengin bir aileden gelen Kemal’in yine aynı çevreden olan Sibel ile mutlu giden ilişkilerinin uzak akrabası olan Füsun’u Nişantaşı’nda bir butikte görmesi ile Kemal’in fiziksel ve ruhsal dünyasında meydana gelen değişiklikleri okuyoruz.

Sibel çok güzel, yurt dışında eğitim görmüş,yabancı dil biken,zengin bir aileye mensup olmasına rağmen Füsun Nişantaşı’nda Şanzelize Butik’te tezgahtar olarak hayatını sürdüren, üniversiteye hazırlanan orta sınıf bir ailenin kızıdır.

Kemal kendi sınıfının değer yargıları ile yapmak istedikleri arasındaki çelişkiyi nişan gününe kadar doluca yaşar. Ve iç çatışmaları nişan gününde son bulur. Sibel’den o nişan gününde vazgeçerek Füsun’la olmaya karar verir.

Füsun nişan gününe kadar Kemal’le birlikte oldukları hiçbir buluşmada Kemal’in bu içsel sürecine aleni  bir baskıda bulunmamış ancak nişan gecesi Kemal’in kendisini cinsel isteklerine cevap veren bir kızdan daha öte görmediğini düşünerek kayıplara karışarak Kemal’in hayatından çıkmıştır.

Füsun’un burada ikinci kadın olmayı kabul ettiği durumu kurguluyor ve bu durumda Kemal’in Sibel’le nişanlanıp, Füsun’la da gizli buluşmalara devam edeceğini varsayarak Kemal’in ne kadar masum olmadığını düşünmeden edemiyorum.

Roman aynı zamanda 70′ler sosyete dünyasının evlilik, arkadaşlık, aile, mutluluk, cinsellik ve ölüm olgularına dair çarpıcı saptamalarını gözler önüne sermekte. Füsun bekaretini yitirmiş bir kadın olarak kendine deli gibi aşık ve onunla her halukarda kabul edecek bir erkekle evlenmek zorunda kalırken, Sibel de Kemal ile cinsellik yaşarken onunla eninde sonunda evleneceği hesabını yapıyordu. Türk kadınının sınıfsal farklılıklarda cinselliği farklı yaşadığı düşünülsede romana göre sonuç hep aynı idi.

Roman’ın devamı nda Kemal maddi değer ve düşüncelerden uzaklaşıp, Füsun’u aramaya koyulur ve bu uğurda her şeyi feda etmeye hazır bir kişiliğe bürünür.

Füsun’un evlenmiş ve Çukurcuma’da bir apartmanda kocası, annesi ve babasıyla birlikte yaşamaktadır. İşte bu süreçte Kemal’in aşk çilesi başlar. Kemal, bu durum karşısında gün geçtikçe erir ve  meşhur 1593 günlük süreç başlar. Kemal’in Füsun’ların sofrasına neredeyse her akşam konuk olduğu, Füsun’un kocasının, annesinin ve babasının göz yumduğu o 8 yıl.

Kemal, Füsun`u bilmek isterken dünyayı öğrenir. Çukurcuma`daki o küçük eve yaptığı ziyaretler ve o ziyaretlerle farkına vardığı anlar sayesinde başka bir hayata dair bir farkındalık geliştirir.

Böyle bir aşk mümkün müdür bilinmez ama kitabın sonuna doğru Kemal’in histerik duygularından sıkılıp, Füsun’un ölümüne sevinmedim desem yalan olur. Nihayetinde hiç bir kişi, duygu ve nesneye bu kadar aşırı bağlılık göstermediğimden sanırım bu aşk bana biraz fazla gelirken,kitap genel olarak güzeldi.

Kemal’in, kendisine sevgilisi Füsun’u hatırlattığı için biriktirdiği eşyalardan oluşan Masumiyet Müzesi’ni gezmek  için acele etmiyorum ama gezdiğimde fikirlerimi yine paylaşıyor olacağım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir