16 Ton – Bir Ümit Kıvanç Filmi

16tons

16 Ton

Ümit Kıvanç’ın “16 Ton” isimli filminin ismini Merle Travis’in 1947’de yayınladığı madencileri anlatan ’16 Tons’ isimli şarkıdan alıyor. Filmin 10 dakikaya yakını şarkının farklı versiyonlarını izleyerek geçiyor. 

Belgesel Amerika’da ve Avrupa’ da milyonlarca insanın ölümüne sebep olan “Keşifler Çağı”yla başlıyor. “Elmas Çağı” bölümünde Zonguldak da var. Buharlı gemileri çalıştırmak için Zonguldak kömür havzasında zor ve çok kötü çalıştırılan işçilerin şartlarında ne Osmanlı ne de Cumhuriyet ne de çok partili dönemde iyileşme görüyoruz. 

Madencinin çalışma şartları temelinde aslında kapitalizmin tüm işçiler için ne şartlar sunduğunu hatırlamama vesile olan bir belgesel. 

Bugün madenlerde, tersenalerde,inşaatlarda çalışanlar hala en kötü çalışma koşullarına sahip, düşük ücretle çalıştırılan ve toplumda hiçbir saygınlığı olmayan işçiler olarak yaşamlarını sürdürmekte. 

Belgesel, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu’nun hedefinin internet sitesinde belirttiği üzere “Türkiye’de kömür üretimini arttırmak, üretimin kalitesini iyileştirmek, üretimin maliyetini düşürmek” olarak açıklandığının ama işçilerin can güvenliği ve sağlığı için bir maddenin olmadığının altını çiziyor. 

Ümit Kıvanç madenciliğin şartlarının yüzyıllar geçse de değişmediğini, hala her yıl onlarca insanın öldüğü gerçeğini bir kez daha yüzümüze vuruyor. Coğrafyalar, iktidarlar değişiyor. Ancak dünyanın en medeni sayılan ülkelerinde bile şartlar değişmiyor. İşçiler madende o şartlarda ölmemişse,  zaten  ciğerleri iflas ettiğinden çok yaşamayadan hayatını kaybediyor. 

Bugün hala bir gösteri, itiraz hakkı bile olmayan; 8 Mart, 1 Mayıs gibi dünya tarafından kabul gören günlerde bile yapılam gösterilere müdahele edilen; anayasal haklarımızı bile gerçekleştiremediğimiz ; her olayda şiddete, müdaheleye maruz ve sessiz kalan bir halkız. Piyaların tedirgin olmaması için her türlü ses hala bastırılmakta. halkın yanında görünmeye çalışan kapitalistler bile hırsına, makamına yenik düşmüş  iktidarlar tarafından güçsüzleştirilmektedirler. 

Kapitalizmin bir parçası olan ancak kendi şartlarının ”yeterince” kötü olmadığını düşünen çoğunluk bu olanlara ses  çıkarmadığı sürece ,yıllar hatta yüzyıllar sonra da belgesellerde aynı konu işleniyor olacaktır.

16 Tons Şarkı Sözleri

Some people say a man is made outta’ mud
(Bazıları insanın çamurdan oluştuğunu söyler)
A poor man’s made outta’ muscle and blood
(Fakir insan ise kas ve çamurdan oluşur)
A muscle and blood, skin and bones
(Kas ve çamur, deri ve kemik)
A mind thus a-weak and a back that’s strong
(Zayıf bir akıl ve güçlü olan bir sırt)

You load sixteen tons and what do ya get?
(16 ton yüklersin karşılığında ne alırsın?)
Another day older and deeper in debt
(Bir gün daha yaşlanmış ve daha fazla borçlanmış olursun)
Saint Peter don’t you call me’ cause I can’t go
(Aziz Peter beni çağırma çünkü gidemem)
I owe my soul to the company store
(Ruhumu şirketin bakkalına borçlandım)

I was born one mornin’ and the sun didn’t shine
(Bir gün doğdum ve güneş parlamadı)
I picked up a shovel and walked to the mine
(Küreğimi aldım ve madene yürüdüm)
I loaded sixteen tons of number 9 coal
(9 numara kömürden 16 ton yükledim)
And the store boss said ‘well a-bless my soul’
(dükkan sahibi ‘çok şükür’dedi.

You load sixteen tons and what do ya get?
(16 ton yüklersin karşılığında ne alırsın?)
Another day older and deeper in debt
(Bir gün daha yaşlanmış ve daha fazla borçlanmış olursun)
Saint Peter don’t you call me’ cause I can’t go
(Aziz Peter beni çağırma çünkü gidemem)
I owe my soul to the company store
(Ruhumu şirketin bakkalına borçlandım)

If you see me comin’ beter step aside
(Geldiğimi gördüğünüzde yana çekilseniz iyi olur)
A lottamen didn’t and a lotta men died
(Çok insan bunu yapmadı ve çok insan öldü)
İf the right one don’t getcha then  the left one will
(Sağ yumruk işi yapmazsa sol yumruk yapar)

 Sixteen tons and what do ya get?
(16 ton karşılığında ne alırsın?)
Another day older and deeper in debt
(Bir gün daha yaşlanmış ve daha fazla borçlanmış olursun)
Saint Peter don’t you call me’ cause I can’t go
(Aziz Peter beni çağırma çünkü gidemem)
I owe my soul to the company store
(Ruhumu şirketin bakkalına sattım)

I was born one mornin’ and it was drizzlin’ rain
(Bir sabah doğdum sağanak yağmur vardı)
Fighting and trouble are my middle name
(Kavga ve bela benim göbek adımdır)
I as raised in a cane brake by an ol’ mama lion
(Ben tabiatta yaşlı bir aslan tarafından yetiştirildim)
Can’t no-a high toned woman make me walk the line
(Beni hiçbir üstten bakan kadın yola sokamaz)

You load sixteen tons and what do ya get?
(16 ton yüklersin karşılığında ne alırsın?)
Another day older and deeper in debt
(Bir gün daha yaşlanmış ve daha fazla borçlanmış olursun)
Saint Peter don’t you call me ’cause ı can’t go
(Aziz Peter beni çağırma çünkü gidemem)
I owe my soul to the compnay store
(Ruhumu şirketin bakkalına borçlandım)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir